İnovasyon Toplantı Salonlarında Değil, Öğle Molalarında Başlar..

İnovasyon bir ürün özelliği değil, bir düşünce biçimidir.

img-scaled1
23
Tem, 2026

İnovasyon Toplantı Salonlarında Değil, Öğle Molalarında Başlar..

Bugün iş hayatı adına izlediğimiz, duyduğumuz hatta içerisinde yer aldığımız birçok şey ,kendi bilinç altımızda çoğunlukla bizden habersiz işlenen tek bir koda dönüşüyor.

Bu kod 5 kelime. 

“Bu işin usulü böyle olmalı.”  

Mesajı tekrarlanan uygulamalarla benimseyen zihin, katı bir yasayla karşılaşmışcasına muhakeme becerisini ve farklı düşünme mekanizmasını anında kapatıyor.
Her gün ivedilikle tekrar tekrar yapılan rutin işler zihinde bir koda, zihnimizdeki  kod ise aşılması güç bir kalıba dönüşüyor.

Bugün o güçlü zihinsel kalıplardan biri de ,inovasyon kültürünün toplantı salonlarında gerçekleşmesiyle alakalı.

Halbuki doğrusu şu olmalı: 

 

İnovasyon kültürü toplantı salonlarında değil , öğle molalarında başlar.  

 

 

Birçoğumuz inovasyonu şık toplantı salonlarında,  katılması zorunlu kalabalık kişi sayısıyla yapıldığını düşünüyoruz değil mi?
Çünkü birçok kez böyle gördük, duyduk ve hatta katıldık.

 Peki yaratıcı kimlikler , kurum kültürünün ve çalışan yetkinliklerinin  keşfi,ekosistemde hizalanmaya dair gözlemler ve inovatif fikirlerin açığa çıkması gibi ilk kıvılcıma neden olan hangi veriler toplantı salonlarında ortaya çıkıyor? 

Gören , duyan , katılan varsa anlatsın. Öyleyse ben devam ediyorum. 

Her insan inovatif  zihin yapısına sahiptir. Bu zihin yapısının fark edilmesi ve  gelişmesi onu ne kadar kullandığımızla alakalı.
İşte bu noktada zihnin hünerlerini göstermesi için ona alan açmamız gerekir.

 İnovatif zihin, yaratıcılığını , gözlem ve analizci bakış açısını ve kendine ait hünerini; berrak, net, şeffaf ve en önemlisi rahat bir ortamda sergiler.

Bu yüzden öğle molaları, iş hayatının getirdiği sabit organizasyonel rutinlere ara verdiğimiz o detoks anı,  sergilenecek gösteri için doğru adrestir. 

Mesela inovasyona dair en parlak  fikirler , uygulama adımlarına dair en güncel bilgiler çorbalar içilirken konuşulur;ürün/süreç/sisteme dair fikir alışverişleri  tatlılar yenirken yapılır . 
Bizim toplantı salonlarını kuru pasta temalı yemek şölenlerine dönüştürmemizin sebebi de budur.

Toplantı ortamını bir şeyler atıştırılan rahat bir alana çeviriyoruz bir nevi . Mideyi beslemek beden ve zihni sakin modda tutmamıza olanak sağlıyor. 

 Stajyerken  katıldığım bir toplantıda karşılaştığım bir manzara var ki burada anlattığım her şeyin ana metnidir.  

Bir toplantı salonu düşünün. 

Her masada kolonya şişesi var ve hemen hemen hepsinin yarısından fazlası dolu.  

Lakin bir şişe var ki o hep boş.

Her toplantıda istisnasız gördüğüm şu; 

Toplantı başlarken şişe  dolu ama toplantının bitimine yakın şişedeki kolonya da bitiyor. 

Bir oluyor, iki oluyor, üç oluyor

 Bir köşede sessizce izleyen stajyerin , o benim, dikkatini çekiyor. 

 Ve farkediyorum, o masada  3 kişi var, biri sabit.Sabit olan hep aynı kişi. 

O kişi kim biliyor musunuz? 

Üretim Müdürü. 

O toplantıda, konusu gereği en fazla sorumluluk üretim müdüründe. Her problem ona aktarılıyor, her sorunun cevabı  ona çıkıyor. Bu da o insanda müthiş bir strese neden oluyor. Görüyorum kolonyayı kullanmıyor, resmen yıkanıyor! 

İnovasyon kültürü gibi stresten ziyade yaratıcılıkla ve yönetim kabiliyetiyle beslenen bir olgunun bu tarz bir toplantı ortamında gündeme gelmesi pek mümkün değildir.Öyleyse öğle molalarımız gibi rahat bir ortamda, daha çok insani temasa geçtiğimiz verimli zaman dilimlerimizi iyi değerlendirmeliyiz. 

Sözün Özü,


Kurum olarak milyonlarca liralık inovasyon programları tasarlarken,inovasyon kültürünün başlayabileceği en değerli zamanı kaçırmayalım derim.

Leave A Comment